1 Mayıs 2009 Cuma

quod scripsi, scripsi:)

İlk bloğum, burada doğuyorum, ilk heyecan ve herşey ilk :). bu ilk ve konusu doğum olmalı, ama ben, bana verilen hediye üzerine yazacağım. Doğmadan önce bana ne istediğimi, neyi beklediğimi sorsalardı, göstere göstere çürüyeceğim dünyada kıyametin ben doğmadan gerçekleşmesini isterdim:). bir canlının biyolojik ilk evresidir doğum. bütün parçaları saklı puzzle ın bize verilen ilk parçası, satrançta ilk hamle:), şah ve mat:). Ve doğdum. Beni dünyaya getiren insanın, beni dünyaya getirirken çektiği çileleri teslim aldım, ve tabi yaşadığı güzellikleri de. Ketum hayattan ciddi bir hoşgeldin. Yapamayacaklarımı bana göstereceğine kıçıma tekme atsaydın dedim hayata. Sırıtarak, o da olacak merak etme dedi bana. Varoluş bitişin bir yansımasıysa, ayna yerine cama bakmalı insanlar. Acaba dünyaya gelirken, neler kaçırdığımı görmek için dönüp bir baksa mıydım arkama :). Bir erkeğim, ve hiçbir zaman feminel duygular yaşamadım, ama merak ettim, bir canlıyı dünyaya getirmek mutlak mutluluk mudur diye. Lanet olsun bu da doğdu diyen bir anne var mıdır:). Belki de yüzlerindeki gülücükler, uzun süre çektikleri acının bir son bulmasına delalet midir:). Neticesinde canlı doğdu ve bir habitatta mevcud buldu. Peki diğer canlılar bu duruma sevindi mi? Zannetmiyorum:). Ya da sevindiler, ama sevinçleri kısa sürdü:). Niçin doğduk? a) sevmek için, b) sevilmek için c) kaçmak için d) kalıp savaşmak için e) acı çekmek için. Bence f) şıkkı:) hatta z) şıkkı, yani yok tarifi. belki hayatta kalmanın amacı vardır, ölmemek gibi:), ama doğmanın bir amacı yok. Doğumun bir getirisi var, pazarlanmak. Dünya bir vitrin ve bizler de doğar doğmaz birer biblo olarak konduk o vitrine. Zaman içersinde alıcılarımız oldu ve ikinci ele düştük. Yedek parçamız çok pahalı olduğu için ikinci el fiyatımız da düşük:). Ve doğdum, ağlayarak geldiğim bu dünyaya, gülerek veda edeceğim. severek ve sevdiğim günü kutsal sayarak veda edeceğim. Sırtımı sıvazlayıp, bir gün kıçıma tekme atacak hayatla kaybedeceğim bir savaştayım. bir gün sırtımdan sokacağın bıçağın sonumu getireceğini bilsem de Hayat, kılıcımı hiç bırakmayacağım:). Dikenli bahçelerden, karanlık ormanlardan, sisli tepelerden geçerek alacağım sana karşı kaldıracağım kılıcı . Çünkü beni bu boktan dünyaya sen getirdin, seni öldüremeyeceğimi bilsemde o kılıcı kalbine sokacağım. Hayat sen salaksın. Benimle uğraşmaktan unuttuğun bir şey aldım senden. Hayat sen güçlü, bir o kadar da aciz ve körsün. Sürekli sonumu getirmeye odaklandığın sırada göremediğin bir şey çaldım senden. Elimi kibirli kalbine sokarak, kopardım senden. Vur duvarlara başını, çünkü vermeyeceğim onu sana:)... post proelia praemia...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder